Hayatı yaşanır kılmanın yolu

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğünce hazırlanan “Hayatı yaşanır kılmanın yolu isimli  15.2.2019 Cuma günü Türkiye genelindeki bütün camilerde okunacak hutbe.

TARİH: 15 Şubat 2019

HAYATI YAŞANILIR KILMANIN YOLU:

DİN VE MANEVİYAT

Muhterem Müslümanlar!

İnsanoğlu, doğumundan ölümüne kadar sevgiye, şefkate ve yarenliğe ihtiyaç duyar. Hayatı boyunca manevi boşluklarına ve ruhsal sarsıntılarına merhem olacak bir dost arar. İnsanı dünyada ve ahirette huzura kavuşturacak olan yegâne destek Rabbimizin merhametidir. Nitekim Allah Teâlâ, yarattığı insana şah damarından daha yakındır. Dua ettiğinde ona icabet edendir. Onu akıl, gönül, şuur ve vicdanla donatan, meşakkatler içinde asla yalnız bırakmayandır. Çaresiz kaldığını düşünen insana Sevgili Peygamberimizin örnekliğinde çıkış kapıları bahşedendir.

Kıymetli Müminler!

Hayatın her dönemi kendine has nimetleri ve külfetleri ile beraber yaşanır. Çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık yılları kimi zaman güzel hatıralarla, kimi zaman da sıkıntı ve üzüntüler içerisinde geçer. Hayatta karşılaştığımız imtihanlara göğüs germek ve çözüm bulmak öncelikle  selim bir kalbe sahip olmakla mümkündür.  Kalb-i selim, Allah’a teslim olmakla huzur bulan kalptir. Mümin, kalbini imanla besler. Maneviyatını güçlü tutar. Enerjisini ibadetten alır. Gönül doktoru olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), kalbte karar bulan maneviyatın önemini şöyle anlatmıştır: “Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi, doğru ve düzgün olursa bütün vücut iyi, doğru ve düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O kalptir.”[i]

Değerli Müslümanlar!

Allah’ın eşsiz rahmeti ve koruması altında olduğuna ve onun her an kendisini görüp duyduğuna inanan insan yalnız ve kimsesiz kalma korkusu yaşamaz. Hayatı yaşanılır kılmada, zorlukları aşmada, iyilikleri çoğaltmada imandan ve maneviyattan güç alır. Manevi dünyasını sağlıklı yollarla besledikçe gerilim ve çatışmadan uzaklaşır. Huzura kavuşur, ümidi artar. Zira yüce dinimizin bize

öğrettiğine göre, insanın maddi ihtiyaçları kadar manevi ihtiyaçları da vardır. Maneviyat, hayatın doğal bir parçasıdır.  Umut, sabır ve hoşgörü kaynağıdır.

Aziz Müslümanlar!

Günümüzde iletişim imkânları artsa da maalesef insanoğlu yalnızlaşmıştır. Aile bağları zayıflamış, akrabalık ilişkileri canlılığını yitirmiştir. İsraf ve gösterişe dayalı tüketim kültürü, ruhen ve bedenen insanlığı tükenmenin eşiğine getirmiştir. İşte böyle bir zamanda her yaştan insan için manevi destek ve rehberlik vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Manevi destek; zor günlerden geçen, ayakta kalmak için yardıma ihtiyacı olan kişilere azim aşılar. Şiddete ve zulme dur diyerek merhameti yayar. Acı ve kederle başa çıkmada, bağımlılıktan kurtulmada umut olur.

Muhterem Müminler!

Cenâb-ı Hak, bir âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığında Allah ve Resûlü’nün davetine gönülden uyun ve bilin ki, şüphesiz Allah kişi ile kalbinin arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.”[1]

Hayat veren İslam ile toplumu aydınlatma vazifesini günümüzde hademe-i hayrat olan din görevlilerimiz üstlenmiştir. Onlar, sahih dini bilgi ve geleneğimizin köklü tecrübesi ile gece gündüz topluma hizmet etmektedir. Camiler ve Kur’an kursları başta olmak üzere hastaneler, ceza infaz kurumları, huzurevleri, sağlık kurumları ve öğrenci yurtları gibi hayatın her alanında milletimize manevi danışmanlık ve rehberlik yapmaktadır.

Aziz Müminler!

İmtihan dünyasında bunalan insan için hayatı anlamlı kılacak yegane kurtuluş, özüne dönmesi, hakikati araması ve maneviyatını canlı tutmasıdır. Unutmayalım ki yorulan gönüller, imanla ve muhabbetle tazelenir. Aşınan değerler vicdanla onarılır. Savrulan hayatlar, manevi destek ve rehberlikle istikrara kavuşur.

Hutbemi Cenâb-ı Hakk’ın Sevgili Peygamberimiz’e ve O’nun şahsında bütün insanlığa iç huzuru olarak bahşettiği İnşirah Suresinin meâliyle sonlandırıyorum: “Ey Muhammed! Senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Senin şanını yüceltmedik mi? Elbette zorluğun yanında nice kolaylıklar vardır. Gerçekten, zorlukla beraber nice kolaylıklar vardır. Öyleyse, bir işi bitirince hemen diğerine koyul. Ve yalnız Rabbine yönel.”[2]

[1] Buhârî, Îmân, 39.

[1] Enfâl, 8/24.

[1] İnşirâh, 94/1-8.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

ilerde okunacak hutbe.

TARİH: 8 Şubat 2019

İBADET KUL OLMA ŞUURU

Muhterem Müminler!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.”[2]

Kıymetli Müslümanlar!

Allah, insanı yalnızca kendisine kulluk etmesi için yaratmıştır.[3] Kulluk, Cenâb-ı Hakkı tanımak, O’na gönülden bağlanmak, inanıp iyi işler yapmak demektir. Kul olmanın özü, Rabbimize severek ve isteyerek itaat etmek, ihlas ve samimiyetle ibadete sarılmaktır.

Değerli Müminler!

İbadet, müminin nişanı, imanın hayata yansımasıdır. Allah’a yakın olma arzusunun ve hayırlı bir kul olma gayretinin göstergesidir. Yüce Rabbimize olan muhabbet ve bağlılığın en güzel tezahürüdür. Cenâb-ı Hakkın sunduğu imkânlara, verdiği nimetlere şükürdür. Kulun, sınırsız af ve mağfiret sahibi olan Rabbine sığınması, halini arz etmesidir.

Aziz Müslümanlar!

İbadet eden insan, ecir ve mükâfata nail olmanın yanı sıra nice güzel huy ve alışkanlık da kazanır. İbadet her şeyden önce kişiye daima Allah’ın huzurunda ve gözetimi altında olduğu bilinci aşılar. İnsanı iyiye, güzele, doğru olana sevk eder. Nitekim namazını kılan ve biraz sonra yine namaz için Rabbinin huzuruna çıkacağını bilen bir insan, kendisini sorumlu hisseder. Huşû içinde kıldığı namazlar onu aşırılıklardan ve çirkin işlerden uzaklaştırmış olur.

Aynı şekilde oruç da bize ibadet sevabı kazandırmanın yanı sıra irademizi güçlendirir, sabrımızı artırır. Nefsimize, hevâ ve hevesimize esir olmaktan, harama el uzatmaktan, kötü konuşmaktan bizi korur.

Hac ve umre, tevhid aşkını ve ümmet bilincini aşılarken, mahşer anını ve hesap gününün zorluğunu hatırlatır. Dünyalıklarından sıyrılıp ihrama bürünen her Müslüman, Allah katında değerli olanın mal, makam ve mevki değil, yalnızca iman, ibadet ve güzel ahlak olduğunu idrak eder. Dünyanın dört bir yanından gelen, dilleri, renkleri ve ırkları farklı müminlerle omuz omuza vererek

“Müminler ancak kardeştirler”[4] ilahi hitabındaki din kardeşliğini yürekten hisseder.

En kıymetli ibadetlerimizden olan zekât, sadaka ve infak ise malı arındırır ve bereketlendirir. İnsanın gönlünü zenginleştirir, dünya malına karşı hırsını azaltır, şükrünü artırır. Bencillikten sıyrılıp cimrilikten kurtulan kişi, elindeki nimetleri paylaşmakla kardeşliğin tadına varır.

Kurban, İbrahim aleyhisselamın sadakatini, oğlu İsmail’in teslimiyetini adeta yeniden yaşatarak kulun Allah’a olan kurbiyyetini artırır.

Muhterem Müslümanlar!

Kul olmak üzere yaratılan insan, farz ve nafile ibadetlerle Allah’a yaklaşmaya çalışır. O’nun rızasını kazanmayı, sevgisini elde etmeyi amaçlar. Nihayetinde Yüce Allah’ın merhametine, yardımına ve korumasına mazhar olur. Bir hadis-i kutsi’de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Kulum, farz ibadetlerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder. Sonuçta ben onu severim. Sevince de onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden istediğinde ona veririm. Bana sığındığında onu korurum.” [5]

Kıymetli Müminler!

Allah’ın farz kıldığı namaz, oruç gibi ibadetlerin yanında O’nun rızasını umarak, iyi niyet ve samimiyetle yapılan her iş aynı zamanda bir ibadettir. Huzur ve güven dolu bir aile yuvası için gayret etmek, yetim ve kimsesizleri sevindirmek, muhtaçların dertlerine çare olmak ibadettir. Rızkımızı helal yollardan temin etmek için çalışmak, insanlara güzel söz söylemek ve geçim ehli olmak ibadettir.  Alışverişte dürüst olmak, selamı yaymak, hatta insanlara eziyet veren bir engeli yoldan kaldırmak bile bir ibadettir.

Aziz Müminler!

Var oluşumuzun anlamı, dünyaya gelişimizin gayesi olan kulluk, bizim için bir şereftir.  Bu şerefe layık olmak için sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirelim. Allah’a kul olmanın şuurunu bir ömür canlı tutalım. Ömrümüzü ibadetlerle, salih amellerle ve güzel ahlakla süsleyelim. Allah’ın her an bizimle beraber olduğunun idrakiyle yaşayalım.


[1] Hicr, 15/99.

[2] Ebû Davûd, Tatavvu, 27.

[3] Zâriyât, 51/56.

[4] Hucurât, 49/10.

[5] Buhârî, Rikâk, 38.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir