Hz. Peygamber’in Benî-Şeyban’ı İslâm’a Davet Etmesi

7. FASIL: HZ. PEYGAMBER’İN HACC MEVSİMLERİNDE ARAP KABİLELERİNİ İSLÂMA DAVET ETMESİ

      

Hz. Peygamber’in Benî Şeyban’ı İslâm’a Davet Etmesi

      

- Ali b. Ebî Talib şöyle anlatıyor:

“Allah, peygamberine kendisini Arap kabilelerine arzetmesi emrini verdiğinde, Hz. Peygamber bu vazifeyi yapmak üzere çıktı. Beraberinde ben ve Ebubekir Sıddık vardı. Mina’ya vardık. Böylece bir Arap meclisine gittik. Ebubekir Sıddık önce onlara yaklaşarak selam verdi. Ebubekir her hayr işinde ve her anda önde idi. Arap soylarını bilen bir kişiydi. Bu kavimin hangi kabileden olduğunu onlara sordu. Onlar da Rabia kabilesinden olduklarını söylediler. Ebubekir Sıddık

“Siz hangi Rebia’dansınız?” dedi. (Hadis uzun uzadıya rivayet edildikten sonra devamında şu cümleler yer almaktadır): Sonra bir meclise vardık. Sekinet ve vekar içerisindeydiler. İçlerinde bazı yaşlılar gördük ki onların kadr u kıymetleri ve heyetleri vardı. Ebubekir Sıddık önce gidip selâm verdi. Hz. Ali diyor ki:

“Ebubekir her hayırda ve her vakitte önde idi”. Ebubekir onlara hangi kabileden olduklarını sordu. Onlar da şöyle cevap verdiler:

“Biz Beni Şeyban b. Sa’lebe kabilesindeniz!” Bunun üzerine Hz. Sıddık, Rasûlullah’a bakarak

“Anam babam sana feda olsun! Bunlar kendi kabilelerinin en azizleridir” dedi. İçlerinde Mefruk b. Amr, Hani bin Kabise, Mussenna b. Hârise, Numan b. Şerik vardı. Aralarında Ebubekir’e en yakın olan Mefruk b. Amr’dı. Mefruk dil ve hitab bakımından onlardan üstündü. Onun örülmüş iki saç örgüsü vardı, göğsünün üzerine düşerlerdi. Ebubekir Sıddık’a herkesten daha yakın oturuyordu. Ebubekir ona

“Sayınız ne kadar’?” diye sorunca şöyle cevap verdi:

“Biz binden fazlayız. Bin kişi azlıktan dolayı mağlub olamaz” dedi. Hz. Ebu Bekir

“Sizde korunma nasıldır’?” diye sordu, o da

“Biz var kuvvetimizle korunuyoruz. Her kavmin de bir kuvveti vardır” diye cevap verdi. Hz. Ebubekir

“Sizinle düşman arasında harp nasıldır?” dedi. Mefruk

“Biz düşmana mülaki olduğumuz zaman çok öfkeleniriz. Biz çok öfkelendiğimiz zaman da çok şiddetli bir şekilde çarpışırız. Biz süratli koşan atları çocuklara, silahları çok süt veren develere tercih ederiz. Yardım Allah’ın katından gelir. Bazan biz galib geliriz, bazan bizi mağlub ederler. Umulur ki Kureyş’in kardeşi (Rasûlü Ekrem’i kastediyor) sensin” dedi. Ebubekir Sıddık

“Eğer bu kulağınıza gelmişse işte Allah’ın Rasûlü şu zattır” diye Rasûlü Ekrem’e işaret etti. Mefruk

“Kulağımıza geldiği gibi o “ben Allah’ın Rasûlüyüm” diyormuş” dedi ve Rasûlullah’a dönüp sordu:

“Ey Kureyş’in kardeşi! Sen neye davet ediyorsun?” Bunun üzerine Rasûlü Ekrem öne geçti, oturdu. Ebubekir kalkıp elbisesiyle onu gölgelendirdi ve Hz. Peygamber

Sizi Allah’tan başka mabud olmadığına şahidlik etmeye davet ediyorum. Allah birdir ve ben de Allah’ın Rasûlüyüm. Beni bağrınıza basacaksınız, beni koruyacaksınız. Allah’ın bana emrettiklerini tebliğ edeyim diye bana yardım edeceksiniz. Çünkü Kureyş Allah’ın dinine karşı yardımlaşmakta bana savaş açmaktadırlar. Allah’ın Rasûlü’nü yalanladılar. Hakkı bırakıp bâtıla sarıldılar. Allah ganî ve hamîddir” buyurdu. Mefruk Rasûlü Ekrem’e

“Ey Kureyş’in kardeşi! Sen neye davet ediyorsun?” diye sordu. Rasûlü Ekrem, En’am suresinin 151-153. ayetlerini okudu. Mefruk yine sordu:

“Ey Kureyş’in kardeşi! Sen neye davet ediyorsun? Allah’a and içerim ki senin bu sözlerin yeryüzündeki kimselerin kelâmı değildir. Eğer onların sözlerinden olsaydı onu tanırdık”. Bunun üzerine Hz. Peygamber Nahl suresinin 90. ayetini okudu. Mefruk

“Ey Kureyşli! Andolsun sen güzel ahlâka, güzel amellere davet ediyorsun. Seni yalanlayan bir kavim yalan söylemiştir. Senin aleyhinde sırt sırta gelen bir kavim yalan söylemiştir” dedi. Sonra Mefruk Hâni b. Kabise’yi kendisine ortak etmek istercesine şunları söyledi:

“İşte bu Hani b. Kabise’dir. Bizim önderimizdir, dinimizin sahibidir”. Bunun üzerine Hani, Rasûlü Ekrem’e

“Ey Kureyş’in kardeşi! Senin sözünü dinledim. Senin sözünü tasdik ettim. Ben şu kanaattayım ki öncesi ve sonu olmayan bir celseden dolayı senin emrinde tefekkür etmeksizin, bizi davet ettiğin noktayı düşünmeksizin hemen dinimizi terkedip senin dinin üzerine sana tâbi olmamız fikirde bir sapma, akıl bakımından da bir çılgınlık olur! Netice bakımından da az düşünmek demektir. Zira sapma ancak acelecilikle beraber meydana gelir. Bizim arkamızda bir kavim vardır. Biz onların hakkında herhangi bir akd yapmayı sevmeyiz. Sen dönüp memleketine gideceksin. Biz de memleketimize gideceğiz. Biz de düşüneceğiz, sen de düşüneceksin” dedi. Bu sözlerden sonra Hani, konuşmasına Müsenna bin Halis’in ortak olmasını istercesine

“İşte bu insan bizim şeyhimizdir ve savaşta önderimizdir” dedi. Müsenna, Rasûlü Ekrem’e hitaben

“Ey Kureyş’in kardeşi! Sözünü dinledim ve benimsedim. Konuştukların hoşuma gitti. Cevabım, Hani b. Kabise’nin cevabıdır. Biz halkın üzerinde konduğu iki su arasında bulunuyoruz. Birisi Yemame, diğeri de Semave suyudur” dedi. Rasûlü Ekrem

Bu iki su nedir?” diye sorunca, Musenna şöyle dedi:

“Onların biri yeryüzünün tepecikleri ve Arap topraklarıdır. Diğeri ise Fars arazisi ve Kisra nehirleridir (yani stratejik ve mühim bir mevkide konaklamış bulunuyoruz. Ufak bir hata bizim sonumuz olur). Kisra bizden herhangi bir hadise çıkarmamak ve herhangi bir gâfili barındırmamak üzere bir söz aldığı için biz o yere konmuş bulunuyoruz. Umulur ki şu bizi davet ettiğin şey kralların hoşuna gitmeyen işlerdendir. Arap Yarımadası tarafına düşen kısmımıza gelince, orada bir günah işleyenin günahı affolunur, özür makbuldur. Fars memleketine gelince onun sahibinin günahı affedilmez, özrü kabul edilmez. Eğer Arap tarafında sana yardım etmemizi istersen bunu kabul ederiz!” Bunun üzerine Allah’ın Rasûlü şöyle buyurdu:

“Siz bana kötü bir cevap vermediniz. Zira doğruyu söylediniz. Kesinlikle Allah’ın dini ancak bütün taraflarıyla onu koruyanlarla kaim olur”.

Sonra Hz. Peygamber Hz. Ebubekir’in elinden tuttu ve kalktı. Biz böylece Evs ve Hazrec’in (Medinelilerin) meclisine gittik. Bunlar Hz. Peygamber’e biat ettikten sonra omeclisten ayrıldık. Onlar doğru ve sabırlı kimselerdi. Allah hepsinden razı olsun.[1]

- Rasûlü Ekrem şunları söyledi:

Allah Teâlâ’nın Farslıların topraklarını ve mallarını sizlere vermesini, kızlarının sizin cariyeleriniz ve hanımlarınız olmasını ve buna karşılık Allah’ı tekbir ve tasdik etmeyi istemez misiniz?” Numan bin Şerik

“Allâhümme” dedikten sonra “Ey Kureyş’in kardeşi! Sana bu sözü veriyoruz” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber Ahzab suresinin 45-46. ayetlerini okudu ve Hz. Ebubekir’in elini tuttu. (Hz. Ali diyor ki:)

“Rasûlü Ekrem bize dönerek şöyle dedi:

Ey Ali! Arapların cahiliye dönemindeki ahlâkları ne de güzeldi! onunla dünya hayatında insanlar birbirlerinin saldırılarına mani olabiliyorlardı” Sonra biz Evs ve Hazrec’in meclisine gittik. Onlar Hz. Peygamber’e biat ettikten sonra o meclisten ayrıldık. Onlar doğru ve sabırlı kişilerdi. Allah’ın Rasûlü, Hz. Ebubekir’in Arap soylarını bilmesine çok memnun oldu ve bir zaman sonra Hz. Peygamber birgün sahabîlerinin yanına çıkıp onlara şöyle dedi:

Allah’a çokça şükrediniz! Bugün Rebia’nın oğulları (Şeyban kabilesinden olanlar) Fars ehline karşı muzaffer oldular, onların krallarını öldürdüler, ordularının kökünü kazıdılar ve benim yüz suyu hürmetime Cenabı Hak onlara yardım etti”[2]

- Rebia kabilesi ile Farslar savaşa başlayıp, Kurakıl denilen Fırat nehrine yakın olan bir yerde karşılaştıklarında Rabia kabilesi Hz. Muhammed’in ismini kendilerine parola yaptılar, böylece bu sayede Farslara galib geldiler.[3]


 

 

[1] Ebu Nuaym, Delail

[2] Ebu Nuaym, Hakim ve Beyhaki; Bidaye, III/145, (İbn Kesir hadisin garip olduğunu ve hadisi nübüvvetin delilleri, güzel ahlaka ilişkin ibareler ve edebi nitelikler taşıdığı için naklettiğini söylemektedir)

[3] İbn Hacer, Feth’ul-Bari, VII/156; Hakim, Beyhaki; Ebu Nuaym, Delail, (Hasen bir senedle İbn Abbas’tan, o da Hz. Ali’den)

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/85-88.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir