Tabutuna haciz gelen bir Sultan; Vahideddin Han… – Dostyar

Tabutuna haciz gelen bir Sultan; Vahideddin Han…

Son Osmanlı İmparatoru Sultan Vahideddin Han, Sürgün dönemlerini yaşadığı İtalya’daki evde 16 Mayıs sabahına sıradan bir gün gibi uyandı. Senelerdir çektikleri para sıkıntısı artık problem olmaktan çıkmıştı. Artık ev ahalisi parasız da neşeli olabiliyordu. Vahideddin Han, aldığı bir müjdeli haberle köşkün en neşelisiydi, zira kızı Sabiha Sultan’ın üçüncü çocuğu Necla Sultan dünyaya gelmiş, dolayısıyla Vahideddin, bir toruna daha sahip olmuştu.

Fakat sabah gelen bu güzel haberle eğlenen villa sakinleri, akşam saatlerinde hüznün en büyüğünü tattılar;

“Vahideddin, o gece akşam yemeğinden sonra bütün kadınlarını, hazinedarlarını, odasına toplamış ve geç vakitlere kadar pek tatlı ve neşeli sohbetlere dalmışlardı. Vahideddin, bu tatlı sohbetleri en hararetli yerinde keserek;

Haydi, yatsı namazını kılınız da geliniz. Sohbetimize yine devam ederiz.” Demiş ve kadınlar namazlarını kılmak üzere kalkıp dışarı çıkmışlar.

Bu esnada Vahideddin, daima yanında bulunan ve hizmetlerine bakan son zevcesi Nevzat Hanım’a seslenerek;

Biraz safram kabarıyor, bana bir tas getir” demiş. Derhal getirilen tasa pek az miktarda ve sarı bir safradan ibaret İstifrağ ettikten sonra; Aman şu leğeni dök de şurada pis pis kokmasın.” demesi üzerine Nevzad Hanım, derhal leğeni musluğa dökmüş ve acele ile odaya döndüğü zaman Vahideddin’i uzandığı şezlongun üzerinde cansız bulmuştu.” [1]

Sultan Vahideddin, son nefesini işte böyle verdi. 1861’in 4 Ocak’ında Dolmabahçe Sarayı’nda atmaya başlayan[2] ve 65 sene boyunca yapayalnız kalan, hiçbir dosta sahip olmadan çarpan kâlbi Sanremo’daki villanın küçük salonunda tekledi, birdenbire durdu ve hemen ertesi gün de bir neşterle yarıldı.

Vahideddin’in öldüğünü duyunca kapıya üşüşenlerin başında villaya gönderdikleri malların parasını aylardan beri alamamış olan bakkal Steiner ile manav Morini vardı. Steiner ile Morini’nin alacakları da dahil olmak üzere bütün esnafa borç 60 bin liretti. Onların hemen arkasından icra memurları göründü. Yerlerdeki İstanbul’dan getirilmiş halılardan bütün öteki eşyalara ve ev halkının şahsî mallarına kadar Manolya Villasında ne varsa her şey haciz kapsamına kondu ve odalar mühürlendi. Hatta tarihte eşine hiç rastlanmamış veya rastlanamayacak bir hadise yaşandı; Vahideddin’nin cenazesi villanın giriş katındaki büyük salona indirildi. Ve o salondaki eşyalarla beraber cenaze de haczedildi…

Otopsi ameliyatı görmüş olan cenaze, önce kurşundan bir tabuta yerleştirilip lehimlendi. Sonra da bu kurşundan yapılan tabut, ceviz bir tabutun içine yerleştirildi ve bir buçuk ay boyunca villanın giriş katındaki salonda kaldı. İtalyanlar, borçların tamamının ödenmesine kadar cenazesinin defnine izin vermiyorlardı.

Borçların temizlenmesi tam bir ay sürdü.16 Mayıs 1926 günü vefat eden Vahideddin’in tabutu, bakkal, manav ve diğer esnafa olan borçların ödenmesinden sonra 15 Haziran 1926’da Şam’a nakil için hazırlandı. Cenaze tam bir ay sonra tren istasyonuna götürüldü. Trieste’ye taşınacak, oradan da Beyrut’a giden bir gemiye konacaktı. Ama hiç de bir hükümdara yakışmayacak şekilde…

Seneler sonra, Vahideddin’i Beyrut’ta karşılayanlardan biri olan Mehmet Orhan Osmanoğlu, Murat Bardakçı’yla yaptığı bir konuşmasında hadiseyi şöyle anlatacaktır;

“Beyrut’a gittik. Vapur geldi. Zavallı cenaze yukarıda gemide ama koku taaa aşağıya kadar geliyordu. Ambome etmemişler, hiçbir şey yapmamışlar, geliyor…”

O gün limanda gemiyi bekleyen herkesin aynı anda yaptıkları ortak bir hareket vardı; burun tıkamak… Koku çok fazlaydı. Beyrut’tan Şam’a nakledilen cenazeyi Şam İstasyonunda Suriye Cumhurbaşkanı ve Osmanlı Hanedanının eski damadlarından Ahmet Nami Bey, askerî bir törenle karşıladı.

Son olarak, Sultan’ın “ölüm” anında yanında bulunan son eşi Nevzat Hanım’ın hatıralarında bu ölüm hadisesi nasıl işlenmiş ve dünyada hiçbir insanın hak etmediği bir son, bu hanımın yüreğinde ne gibi yaralar açmış, tabuta hücum eden fareler hakkında ne demiş bir görelim;

“Penceremden bakıyorum: mavi deniz, palmiyeler, bahçeler, birbirinden güzel köşkler, ufukta kotralar… Sanremo’nun bu manzarası cenneti andırıyor. Fakat ben kendim cennette değilim. Bu manzarayı cehennemin bir köşesinden görüyorum. Kendime mahsus bir cehennem. Bulunduğum katın bir odasında bir tabut var. Günlerden beri burada duruyor. Bu tabutta Osmanlı Hanedanının son hükümdarı Sultan Altıncı Mehmed Han yatıyor. Mehmed Vahideddin benim kocam…Talihin hayat yoldaşı diye karşıma çıkardığı insan.

Ölümüne acıyor muyum? Bilmem… Ortada birden bire kırılmış itiyatların boşluğu var. Bu boşluğu etrafımda duyuyorum… Fakat bu ölüye karşı bendeki asıl kuvvetli his, acımaktan ziyade gıpta etmek.

Ne mutlu ona, diyorum, ölüm gibi bir nimete kavuştu. Bazen içimden geliyor: Talihe yardım etsem, bu nimeti kendi elimle arasam…

Ben dindar bir kadınım. Bütün benliğim böyle bir duyguya karşı isyan ediyor. Bu vücut bana emanet bir şey. El kaldırmaya ne hakkım var…

Tüylerim ürpererek düşünüyorum, iki saat sonra gece olacak. Her tarafı karanlık basacak. Faturalar ödenmediği için elektrik, su ve hava gazı yok hepsi kesik. Bütün bir gece karanlık geçecek.  Günden güne etrafa bir kat daha  yayılan ölüm kokusunu daha korkunç bir suretle duyacağım.

Bu musibet yerine baskın yapmış gibi, gece her tarafta koca fareler dolaşıyor. Etrafımdaki hava adeta şekil şekil hayaletlerle dolu. Uyku ile uyanıklık arasında saatler geçiriyorum. Hayâl ile hakikati birbirinden ayırmak için yatağımdan fırlıyorum. “Ben var mıyım, yaşıyor muyum? diye her tarafımı yokluyorum.”

Belki de korkunç bir rüyadır. Belki bir gün uyanacağım.

Oh çok şükür, hepsi rüya imiş, diyeceğim…” [3]

Bir hain, memleketi satacak kadar gözü dönmüş bir hain, elinin altında koca bir imparatorluk hazinesi bulunan bir hain böyle mi ölür?

Muhabbetle

Sultan Vahideddin Han’ın ölümüne şahit olmuş eşi Nevzat Vahideddin Hanımsultan

 

Sultan Vahideddin’in cenazesini gemiden alan ve adına tören yaptıran Suriye Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda Sultan Abdülhamid Han’ın damadı Ahmet Nami Bey.

 

Namazı kılınmak üzere Cami içine sokulan Sultan’ın tabutu

Tabutunun üzerinde Türklerin Hakanı, Müslümanların halifesi yazan son Osmanlı Hükümdarı Sultan Mehmed Vahideddin Han.

 

Ölmeden bir sene evvel çekilen bu fotoğrafında 64 yaşındadır. Ama görüntü 90 yaşında gibi görünmektedir

 

 

 

[1] Tarık Mümtaz Göztepe, a.g.e., Sf ; 198-200

[2] Murat Bardakçı, Şahbaba, s.31

[3] Nevzat Vahideddin, Yıldız’dan Sanremo’ya, Sf; 9,  Arma Yay.1., İstanbul, 1999.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir